Tora Bilgisi

Yahudilik’te idam cezası

 

İdam cezası, günümüz insanı için oldukça itici ve kabullenilmesi zor bir uygulamadır. Bu açıdan, Tora’nın çeşitli yerlerinde yoğun bir şekilde geçmesi, bu dünyaya şefkat ve iyilikseverliği getirmiş olan Tora’nın genel imajıyla uyumsuz görünmektedir.

 

Ancak bir gerçek vardır ki, Tora bu dünyaya sadece merhamet, şefkat ve iyilikseverliği değil, aynı zamanda disiplin, ahlak ve sağduyuyu da getirmiştir. Tanrı Merhametli’dir; ama aynı zamanda sert Yargı Niteliği de vardır. Bu açıdan, Tora’nın sert cezalar içermesi bir sürpriz olmamalıdır.

 

Tanrı-insan ilişkisinde ideal durum sevgi bağıdır. Ama insan yine de, ileride hesap soracak bir Yaratıcı’nın olduğunu bilmeli, yaşamını ona göre disipline etmelidir. Tora’nın öngördüğü cezalar, öncelikle bu mesajı verme amacını taşır.

 

Yine de idam konusunu, önce teorik kurallar, sonra da pratikteki uygulama şartları açısından incelemek, bu sert kuralın detayları içinde bile insan onuru ve Tanrısal merhamet açısından önemli öğeler olduğunu ortaya koyacaktır.

 

Levililer kitabında, idam cezasını gerektiren çeşitli günahlar listelenmektedir. Her ne kadar Mısır’dan Çıkış kitabında da aynı cezayı gerektiren günahlardan bahsedilmişse de, bu kitaptaki yoğunluk nedeniyle idam cezası çok ön plana çıkar göründüğünden, bu konuda temel bazı açıklamalar içeren bu eki okuyucuya bu kitap içinde sunuyoruz.

 

Genel Bakış

 

Tora çeşitli günahlar için idam cezasını öngörmektedir. Bu günahların ortak özelliği, dünyanın fiziksel, manevi ve ahlaki düzenine ya da Tanrı’nın Mutlak Hakimiyeti’ne ciddi darbeler niteliğinde olmalarıdır.

 

Tora idam cezası konulu davalara bakma ve bu cezaları verme yetkisini Bet-Din’e vermiştir. Söz konusu Bet-Din, 70 kişiden oluşan ve makamı Bet-Amikdaş’taki “Lişkat Agazit – Kesik Taş Dairesi” adlı özel dairede bulunan Sanedrin’e mensup 23 yargıçtan oluşmalıdır. İdam cezaları sadece “Küçük Sanedrin” olarak bilinen bu 23 yargıçtan müteşekkil Bet-Din tarafından görülebilir.

 

Bet-Amikdaş olmadığı sürece böyle bir Bet-Din’in idam konusunda yetkisi yoktur (Yad – Sanedrin 14:11). II. Bet-Amikdaş yıkılmadan kırk yıl önce Sanedrin sürüldüğü için, idam cezası pratikte daha da erken iptal olmuştur.

 

Her şeyden önce, idam cezasının, Tora’nın diğer bazı mitsvaları gibi, belli başlı dış etkenlerin mevcut olduğu ortamlar dışında uygulanabilirliği olmadığını söylemekte fayda vardır.

 

Söz konusu Bet-Din’in varlığı, bu konuda vazgeçilmez gereksinimlerden biridir ve bu nitelikte bir Bet-Din artık mevcut olmadığı için günümüzde idam cezası artık pratikte yürürlükte değildir.

 

Ama bu, sadece, bu tip günahları “insanlardan oluşan bir organın” cezalandırma yetkisinin günümüzde olmadığını gösterir. Öte yandan, elbette, idam cezasını gerektiren günahların ciddiyetinde herhangi bir azalma olmuş değildir.

 

Tora bu gibi durumlarda insanların artık veremeyeceği bu cezayı, Tanrı’nın Karet cezası şeklinde vereceğini belirtmektedir. Kısacası idamın günümüzdeki alternatifi Karet’tir; ve bu cezayı Kendi uygun gördüğü şekil ve zamanda verme konusundaki karar Tanrı’ya aittir.

 

İdamı gerektiren bir günah işlemiş kişiye, söz konusu Bet-Din dışında başka hiçbir kişi ya da grubun ceza verme yetkisi yoktur.

 

Böyle bir durum söz konusu olduğunda, toplumu koruma açısından, toplum ileri gelenleri günahkarı dışlama yoluna gidebilir; ama bunun ötesinde ona ceza veremez.

 

Teknik Bilgiler

 

Tora dört tip idam cezası öngörmüştür: “Sekila – Taşlama”, “Serefa – Yakma”, “Ereg – Boyun Vurma” ve “Henek – Boğma”.

 

Bunların en ağırı Sekila, en hafifi Henek’tir. Aynı anda iki farklı cezayı hak eden bir mahkum, ağır olana çarptırılır (Yad – Sanedrin 14:4).

 

Farklı idam cezalarını hak etmiş mahkumlar birbirlerine karışmışsa, hepsi, hak edilen en hafif cezaya göre infaz edilir (Yad – Sanedrin 14:6).

 

Bu cezalar, hak edilmelerine neden olan günahların ciddiyetini yansıtır. Tora’nın öngördüğü [belki Karet dışındaki] tüm cezalar, yapılan günahların onarımını amaçlar. Dolayısıyla günah işlemiş bir kişinin gördüğü ceza, onun bu günahının kendi ruhunda bıraktığı lekeyi siler. Bunun için tek şart, günahkarın, günahını itiraf edip pişmanlık ifade etmesidir. Buna bağlı olarak, idam mahkumları da, infazdan önce günahlarını itiraf etmeye teşvik edilir; bu şekilde, işlemiş oldukları ağır günahın izi, çektiği ağır ceza ile onarılmış olur.

 

Bu temel prensip doğrultusunda, Tora’nın neden tek bir idam cezasını öngörmeyip, dört farklı ceza listelediğini anlayabiliriz. Amaç sadece günahkar kişiyi öldürmek olsaydı, bu çeşitlemeye gerek olmazdı. Dört farklı ağırlıkta cezanın olması, işlenen günahların da farklı ağırlıkta olup, buna bağlı olarak farklı onarımı gerektirdiğini gösterir.

 

İdam cezasının doğası gereği, bu, pek sempatik bir konu değildir. Yine de idam cezası, hem toplumun ve dünyanın düzeni için önemli bir caydırıcı ve ibret olarak, hem de günahkarın ruhunu günahın ağır manevi etkilerinden kurtaran bir onarım olarak, önemli bir mitsvadır. Ve “Cinayet işleme!” (20:13) emri nasıl Tora’nın mitsvasıysa, [gerekli tüm şartlar mevcut olduğunda] hak eden bir kişinin idam cezasını infaz etmek de aynı şekilde bir mitsvadır.

 

Öte yandan Tora’nın “Akranını kendin gibi sev” (19:18) emri doğrultusunda, idamı hak eden kişiler bile “akran” konumundadır. Talmud, bu emrin açılımlarından biri olarak “idam cezasını hak eden bir kişi için, güzel bir ölüm seç” demişlerdir (Talmud – Sanedrin 45a).

 

Başka bir deyişle bu kişiler, Tora’nın emri gereği idam edilecek olmalarına karşın, Tora bunu, bir yandan belirtilen yönteme uygun bir şekilde, bir yandan da mahkumun en kısa zamanda, en az acı çekerek ve bedeninin en az zarar göreceği şekilde gerçekleştirilmesini emretmektedir. Bu açıdan, aşağıdaki teknik bilgiler içinde, bahis konusu ceza yönteminin bu şartların tümünü sağlayacak şekilde uygulandığı – ve elbette burada ne olursa olsun sempatik olmayan idam cezasından bahsedildiği gerçeği de akılda tutularak – kaydedilmelidir.

 

Buna bağlı olarak önemli bir nokta da şudur:

 

Yahudi Kutsal Kitabı’ndaki “Ölecek olana sarhoş edici ver; acı ruhlulara da şarap” (Süleyman’ın Özdeyişleri 31:6) ayeti, idamı hak eden mahkumların, infaz öncesinde sarhoş edilmesi gerektiğine işaret eder.

 

Bu doğrultuda, infaz öncesinde mahkuma bir kortov (~6ml.) günlük içeren bir bardak şarap içirilirdi. Bu sayede kendisine yapılanın farkında olmayacak, infaz sırasında da acı çekmeyecek şekilde sarhoş edilir, uyuşturulurdu.

 

[Yan bir bilgi olarak; şarap içildiği zaman “Lehayim! – Hayata!” sözcüğünün telaffuz edilmesinin temelindeki sebeplerden biri de budur. “İdam mahkumu şarabı, ölmek için içiyordu. Biz ise hayat için içelim!”]

 

Sekila

 

Bu cezayı gerektiren on sekiz günah vardır:

 

  1. Bir anne ve oğlu arasındaki ilişki (20:11 açk.).
  2. Bir erkeğin, babasının karısı ile girdiği ilişki (20:11).
  3. Bir erkeğin, gelini ile girdiği ilişki (20:12).
  4. Evliliğin ilk aşamasını (İrusin) geçmiş genç [=12-12,5 yaşları arasındaki] bir kızla zina [=nişanlısı dışın­daki bir erkekle girdiği ilişki] (Yasa’nın Tekrarı 22:24; bkz. Yasa’nın Tekrarı 22:23 açk.) [Kız daha büyükse, ceza Henek yöntemiyle idamdır].
  5. Erkekler arasında eşcinsel ilişki (bkz. 20:13 açk.).
  6. Bir erkeğin bir hayvanla aktif ilişkisi (20:15).
  7. Bir kadının bir hayvanla pasif ilişkisi (20:16).
  8. Tanrı’ya lanet okumak (24:14 açk.).
  9. Putperestlik (Yasa’nın Tekrarı 17:5).
  10. Çocuklarını Moleh için teslim etmek (20:2).
  11. Ov yöntemiyle büyücülük (20:27).
  12. Yideoni yöntemiyle büyücülük (20:27).
  13. Başkalarını putperestliğe tahrik etmek – hiçbir aktif davranışta bulunulmadıysa bile (Yasa’nın Tekrarı 13:11).
  14. Tüm bir toplumu putperestliğe kışkırtmak (a.y.).
  15. Cadılık ( Mısır’dan Çıkış 22:17).
  16. Şabat’ın, 39 melahadan herhangi biri ile ihlal edilmesi ( Mısır’dan Çıkış 35:2).
  17. Ebeveyne lanet etmek (20:9).
  18. Asi evlat olayı (Yasa’nın Tekrarı 21:18-21).

 

Bu günahlardan, Tanrı’ya lanet etmek ve putperest­lik durumlarında, infazdan sonra ayrıca cesedin bir darağacına asılması gerekir. Bu sadece, günahkar erkek­se yapılırdı. Hem infaz hem de asma işlemi gün batı­mından çok kısa süre önce gerçekleştirilirdi. Tora, bu cesedin gün batımının ötesinde ağaçta kalmamasını emrettiğinden (Yasa’nın Tekrarı 21:22-23), uygulamada ida­mın hemen ardından mahkum asılıp, çok kısa bir süre bekletildikten sonra indirilip gömülürdü.

 

İdam mah­kumları, normal kişilerle aynı mezara gömülmezdi. Sekila ve Serefa ile idam edilenler aynı yerde, Ereg ve Henek ile idam edilenler ise başka bir yerde gömülürdü.  Ama aradan yeteri kadar zaman geçtikten sonra, kemikleri oradan alınıp atalarının bulunduğu mezara aktarılabilirdi (Yad – Sanedrin 14:9).

 

Tora, Sekila ile ilgili olarak “[Bu kişiye] El değmeye­cek; çünkü taşlanacak ya da [yere] savrulacaktır” ( Mısır’dan Çıkış 19:13) demektedir. Dolayısıyla Sekila, sadece adının ima ettiği gibi “mahkuma taş atma” şeklinde değil, “mahkumun taşa atılması” şeklinde yerine geti­rilirdi.

 

Bu amaçla, onu mahkum eden, işlediği günah sırasında kendisini görüp uyarmış olan iki geçerli şahit tarafından, elleri bağlı olarak iki adam yüksekliğinden yüz üstü düşecek şekilde aşağı itilirdi. Genel olarak bu, onun hemen ölmesini sağlardı.

 

Ender durumlarda hala hayatta kaldığı takdirde, iki şahit, infazı bir an önce tamamlamak için vakit kaybetmeden, bu amaçla hazır tutulan ve ancak iki kişi tarafından kaldırılabile­cek kadar ağır büyük bir kayayı onun göğsüne atıp onu öldürürlerdi.

 

Çok ender durumlarda mahkum yine hayatta kal­dığı takdirde, çevredeki diğer insanlar, attıkları büyük taşlarla mahkumu öldürürlerdi. Tora bununla ilgili olarak, infazın önce şahitler, sonra da halk tarafından gerçekleşti-rilmesi gerektiğini belirtmiştir (bkz. Yasa’nın Tekrarı 17:7).

 

İtme platformu özellikle daha yüksek yapılmazdı, zira bunun daha yükseğinden düşen bir kişinin bede­nindeki bozulma daha ciddi olacak, bu da “Akranını kendin gibi sev” (19:18) emrine aykırı olacaktır. Elbette, tüm bu aşamalar boyunca, içtiği uyuşturucunun etkisi altında olan mahkum fazla acı çekmez, ölümünün hızlı olması için gereken her şey yapılırdı.

 

Serefa

 

Bu cezayı gerektiren on günah vardır:

 

  1. Evliliğin her iki aşamasını da geçmiş olup, kocası dışındaki biriyle birlikte olarak zina eden bir Koen-kızı (21:9).
  2. Baba-kız ilişkisi (20:14 açk.).
  3. Baba ile kızının kızı arasındaki ilişki (a.y.).
  4. Baba ile oğlunun kızı arasındaki ilişki (a.y.).
  5. Bir adam ile, karısının kızı arasındaki ilişki (a.y.).
  6. Bir adam ile, karısının kızının kızı arasındaki ilişki (a.y.).
  7. Bir adam ile, karısının oğlunun kızı arasındaki ilişki (a.y.).
  8. Bir adam ile kayınvalidesi arasındaki ilişki (a.y.).
  9. Bir adam ile kayınvalidesinin annesi arasındaki ilişki (a.y.).
  10. Bir adam ile kayınpederinin annesi arasındaki ilişki (a.y.).

 

Tora açık bir şekilde “ateşte yakılacaktır” (21:9) demektedir. O pasuktaki açıklamalarda da belirtildiği üzere bu, doğrudan ateşte yakmanın şart olmadığını, “yakma” etkisi ile ölüme yol açacak herhangi bir yön­temin de kullanılabileceğini belirtir (bkz. o.a.).

 

Akranını kendin gibi sev” mitsvası doğrultusunda, [ama Tora’nın, göz ardı edilmesi mümkün olmayan “yakılacaktır” emri de yerine getirilecek şekilde] bu ceza, Nadav ve Aviu’nun ölümlerine (10:2) benzer şekilde, yani bedenin içten yakılması [ama dışarıdan olduğu gibi kalması] ile yerine getirilirdi.

 

Bu amaçla, iki şahit, sert bir kordon alır, bunu [mahkumun boy­nuna doğrudan zarar vermemek için] yumuşak bir kumaşın içine yerleştirerek, dizine kadar gübre yığını­nın içinde bulunan mahkumun boynuna geçirir, iki taraftan çekerek ağzını açmaya zorlar; açınca da ağzından içeriye, eritilmiş kurşun ya da kalay boşaltı­lırdı.

 

Bu yüksek derecedeki metal eriyiği, mahkumun iç organlarını yakar ve “hemen” ölmesini sağlardı. Kulağa pek sempatik gelmese de, bunun, “yakma” gerekliliği çerçevesinde, en hızlı, mahkuma en az zarar verecek ve çekeceği acıyı [özellikle de uyuşturulmuş halde olduğu düşünüldüğünde] asgariye indirgeyecek yöntem olduğu açıktır.

 

Ereg

 

Bu cezayı gerektiren iki günah vardır:

 

  1. Cinayet ( Mısır’dan Çıkış 21:20; Yasa’nın Tekrarı 19:12).
  2. Topluca puta tapmış olan bir topluluğa dahil olmak (Yasa’nın Tekrarı 13:16).412 413

 

Bu, eski dönemde birçok toplumda kullanılan boyun vurma yöntemidir. Özellikle cinayet söz konusu olduğunda, mahkemenin “Nasılsa bir can alındı. Bir tane daha almayalım” gibi bir düşüncede olması yasak­tır. Tanrı böyle bir suçluya acımayı değil, onu bu dün­yadan elimine etmeyi emretmiştir (bkz. Yasa’nın Tekrarı 19:13).

 

Henek

 

Bu cezayı gerektiren dört günah vardır:

 

  1. Evli bir kadınla zina (Yasa’nın Tekrarı 22:22).
  2. Ebeveyni yaralamak ( Mısır’dan Çıkış 21:15).
  3. Adam kaçırmak ( Mısır’dan Çıkış 21:16).
  4. Sahte peygamberlik (Yasa’nın Tekrarı 18:20).
  5. Putperestlerin ilahları adına peygamberlik etmek (Yasa’nın Tekrarı 13:6).
  6. Sanedrin’in otoritesine başkaldıran bir Tora otori­tesi (Yasa’nın Tekrarı 17:12).

 

Serefa yönteminde olduğu şekilde iki şahit, yumuşak bir kumaşın içine yerleştirilen bir kordonla iki yandan çekerek mahkumu boğardı.

 

Bazı Genel Kurallar

 

Önce de belirtildiği üzere, idamı hak edenleri bu cezaya çarptırıp infazını sağlamak, Tora’nın Bet-Din’e vermiş olduğu, Tora’nın da 613 emrine dahil olan bir mitsvadır.

 

Rambam bu dört idam yöntemini, 613 emrin dördü olarak görürken, Ramban’a göre dört idam şekli, 613 emrin tek bir tanesinin farklı uygula­malarıdır.

 

Yetkili bir Bet-Din varsa ve bu emri yerine getirmeyi ihmal ederse, o Bet-Din, Tora’nın “yap” şek­lindeki bir emrini ihmal etmiş olur.

 

Eğer suçlu, bir cadıysa, onunla ilgili olarak “büyücü bir kadını yaşat­ma” ( Mısır’dan Çıkış 22:17) şeklinde negatif bir emir olduğun­dan, “yapma” şeklindeki bir emir de ihlal edilmiş olur.

 

Diğer durumlarda ise, idam cezasını uygulamayan Bet-Din “yapma” şeklindeki emrin ihlalinden sorumlu değildir (Yad – Sanedrin 14:3).

 

Ölüm cezasını gerektiren bir suç söz konusu ise, mahkumun erkek ya da kadın olması bir şeyi değiştir­mez (Yad – Sanedrin 14:5). Ceza, kişiye değil, işlenen günaha göre verilmektedir.

 

Yasak ilişkilerde, ilişkinin her iki tarafı da aynı cezaya çarptırılır. Bu konudaki tek istisna, bir Koen’in zina işleyen kızıdır.

 

Bet-Din, mahkumu sadece Tora’nın öngördüğü idam şekline çarptırabilir. Bir suç için, onun cezası olmayan yönteme göre infaz kararı verme yetkisi yok­tur.

 

Öte yandan eğer idam kararı çıktıktan sonra suçlu kaçarsa, şahitler onu herhangi bir yöntemle öldürebi­lirler. Ama eğer şahitler bu konuda pasif kalırlarsa, başkalarının kanunu eline alma hakkı yoktur.

 

Bu konuda cinayetten mahkum biri istisnadır; onu başka­ları da öldürebilir (Yad – Sanedrin 14:8).

 

Önemli bir kural olarak, idam cezası, kesinleştiği gün içinde uygulanmalıydı. İnfazı geciktirmek yasaktı. Zira kişinin infazı beklemesine neden olmak, onu defalarca öldürmek anlamına gelecektir.

 

İdam konulu davalarda Sanedrin hem çevresel koşul­ları hem de şahitlerin ifadelerini dinlerdi. Bu gibi davalarda aceleye yer yoktu. Şahitler tekrar tekrar, tüm bilgiler didik didik edilecek şekilde sorgulanırlar­dı.

 

Yargıçlar şahitleri şu sözlerle uyarırlardı:

 

“Bunun basit bir parasal dava olmadığına dikkatinizi çekeriz. Sahte bir şahit nedeniyle parasal bir ceza verilse bile, ileride bu telafi edilebilir. Ama bir can alındığı takdir­de, onu geri getirmek mümkün olmayacaktır. [Yanlış bir şey yapıyorsanız] Hem sanığın hem de tarihin sonuna kadar onun tüm soyunun kanı sizin elinize yapışmış olur. Tek bir kişiyi öldürdüğünüzü düşünme­yin. Tüm bir dünyayı yok ediyor olabilirsiniz!”

 

Yargıçlar bu temadaki konuşmalarını sürekli olarak şahitlere tekrarlarlardı. Öte yandan şahitlere, aynı zamanda en ufak detayı bile saklamamaları gerektiğini de söylerlerdi. Şahitlerin, sanık idam cezasını gerçek­ten hak ettiği takdirde ona acımaya hakları olmadığını bilmeleri gerekiyordu. Tanrı’nın, suçluların idam edil­mesini istediği bazı durumlar mevcuttur.

 

Tanıklık kabul edildiği ve sanık suçsuz bulunmadığı takdirde, sabaha kadar nezarette tutulurdu. Sanedrin ikişerli gruplar halinde ayrılıp davayı derinlemesine incelerdi. Yargıçlar o gün boyunca çok az yerler, hiç şarap içmezlerdi. Her grup, akşam olana kadar kendi içinde tartışırdı. Ertesi gün tekrar toplanırlar, her yar­gıç kendi vardığı sonucu açıklardı (Yad – Sanedrin 12:4).

 

İlk sözü Sanedrin’in en az kıdemli üyesi alırdı. Liderler en başta konuşmazlardı; zira bu, diğer üyelerin etki altında kalmalarına neden olabilirdi. Tanrı, yargıç sandalyesinde oturan herkesin, aklında olanı özgürce söylemesini ister (Yad – Sanedrin 10:6).

 

Özel bir kural olarak, eğer istisnasız olarak tüm yar­gıçlar, sanığın suçlu olduğu yönünde görüş bildirirler­se, sanık serbest kalır. Bu kuralın temelinde, bir insa­nın “katışıksız kötü” olmasının mümkün olmadığı prensibi vardır. Ve eğer tüm yargıçlar o kişinin sadece kötü yanını görmüşlerse, söz konusu mahkeme olayı her yönüyle değerlendirmemiş kabul edilir ve sanık idam edilemez.

 

Sanedrin idam kararı verdiği anda, sanık hemen infaz için götürülürdü. İnfaz yeri, mahkemenin olduğu yer­den yaklaşık 10km. uzaktaydı (Yad – Sanedrin 12:3).

 

Bir görevli elinde bayraklarla mahkeme salonunun kapısında dururdu. Kısa bir mesafede, yola çıkmaya hazır bir at bekletilirdi.

 

Mahkum şehir içinde dolaştırılır, bu sırada bir başka görevli duyuruda bulunurdu: “Bu adam, filanca tarih­te filanca günahı işlemekten idam cezasına çarptırıldı. Şahitlerin isimleri şunlardır. Bu adamı infazdan kurta­rabilecek bir bilgisi olan varsa, hemen şimdi söylesin”.

 

Duyanlar içinde ifade verebilecek konumda bir kişi olduğu takdirde, bu kişi kendisini mahke-meye tanı­tıp, mahkumu ölümden kurtarabilecek bir detay bil­diğini söylerdi.

 

Mahkeme kapısındaki görevli bu durumda elindeki bayrakları sallar, diğer bir görevli bu işareti alır almaz kapıda bekleyen ata binerek, infaz yerine götürülmek­te olan mahkuma yetişir, onu tekrar mahkeme salo­nuna geri getirirdi. Yeni tanıklık dinlendikten sonra, bu ifadede gerçekten mahkumu kurtaracak detaylar olduğu takdirde, mahkum serbest kalırdı. Yoksa, tek­rar infaz yerine götürülürdü.

 

Mahkum yoldayken kendisini temize çıkaracak bir şey bildiğini söylediği takdirde de, hemen mahkeme salonuna dönülür ve söyleyeceği her neyse dinlenirdi. Söylediklerinde elle tutulur bir şey olduğunda serbest kalırdı. Aksi takdirde tekrar yola çıkardı. Bu durumda kendi ifadesinin dinlenmesi için sadece bir kez daha geri dönebilirdi.

 

O zaman da sözleri yeterli olmadığı takdirde, bir daha mahkemeye geri getirilmezdi. Bu nedenle ona, kanunu iyi bilen otoriteler eşlik ederdi. Yolda aklına yeni bir şey geldiği takdirde, bunu o kişilere anlatır, onlar da mahkeme salonuna dönüp dönme-meye karar verirlerdi.

 

İnfaz yerine yaklaşık 5m. kala, mahkuma “Günahını itiraf et. Bunu yapanın Gelecek Dünya’da payı ola­caktır” denirdi. Mahkum itirafın nasıl yapılacağını bilmediği takdirde kendisine “Ölümüm, günahımın onarımı olsun” sözleri söyletilirdi. Bunun ardından içine uyuşturucu katılmış şarap içirilerek uyuşturulur, sonra da infaz gerçekleştirilirdi.

 

Uygulama

 

Buraya kadar açıklanan kurallar, “idam cezası kesin­leştikten sonraki” aşamayı tanımlamaktadır. Öte yan­dan her ne kadar idam cezası Tora’nın çeşitli yerlerin­de, bazı yerlerde yoğun olmak üzere karşımıza çıkıyor­sa da, okuyucu bu cezaların gündemin bir parçası olduğunu, idam cezasının çok rastlanan bir durum olduğu sonucuna varmamalıdır. Çünkü durum bunun tam aksidir.

 

Mişna’da Hahamlarımız arasındaki şu görüş ayrılığı kaydedilmektedir:

 

“Yedi yılda bir kez idam cezası veren Bet-Din, ‘zarar kaynağı’ olarak adlandırılır. Rabi Elazar ben Azarya’ya göre [bu sıfat] yetmiş yılda bir [idam uygulayan bir Bet-Din için bile uygundur]. Rabi Tarfon ve Rabi Akiva ‘Eğer Sanedrin’de olsaydık, kimse idam edilmezdi’ demişlerdir. Raban Şimon ben Gamliel ise [bu görüşle ilgili olarak] ‘[Böyle düşünen­ler] Yisrael içinde kan dökenlerin artmasına neden olurlar’ demiştir” (Mişna – Makot 1:10).

 

Bu Mişna’dan açıkça görüldüğü üzere, idam cezası oldukça seyrek uygulanan, Bet-Din’in ha-fifletici sebep bulmak için birçok yöntemi olduğu bir kuraldı. O kadar ki, bir görüşe göre yedi yılda [ki Alaha bu görüşe göredir], bir başka görüşe göre ise yetmiş yılda bir idam cezası veren bir Bet-Din, yeteri kadar araştırma yapmadığı ve hafifletici nedenler bulmadığı için eleş­tiri konusudur. Hatta Rabi Tarfon ve Rabi Akiva, bunun için bir zaman sınırı vermemişler, hafifletici bir durumun her zaman bulunabileceğini söylemişlerdir. Raban Şimon ben Gamliel ise, konunun bu kadar hafife alınamayacağını, zira böyle bir tavrın, halk için­deki tüm düzeni bozabileceğini belirtir.

 

İdam cezasının uygulanması zordur. Bunun birkaç nedeni vardır. Öncelikle, yukarıda verilen günah lis­tesi içinde bazı günahların, “tam olarak işlenmesi mümkün değildir”.

 

Örneğin tamamen putperestliğe sapmış bir şehir, Ereg cezasını hak eder. Ama Hahamlarımız, böyle bir şeyin hiçbir zaman olmadığı­nı, hiçbir zaman da olamayacağını belirtirler. Zira günahın tam olarak işlenmesi için çok fazla detay ve şartın yerine gelmiş olması gerekir ki böyle bir şey pratikte mümkün değildir.

 

Benzer bir durum, asi evlat konusunda da geçerlidir (Sekila; madde 18). Hahamlarımız bunun da hiçbir zaman olmadığını, hiçbir zaman da olmayacağını, Tora’nın bunu “tama­men Tora öğrenimi amacıyla teorik bir örnek olarak” verdiğini belirtirler. Dolayısıyla idam cezasını gerekti­ren, ama pratikte uygulanmasının imkansız olduğu durumlar vardır.

 

İkinci bir konu da, idam cezasının uygulanabilir olma konusundaki olasılığını zayıflatmaktadır. Bu konu olayın gelişimi sırasında, şahitler ve günahkar arasındaki dinamiktir.

 

Bir idam cezası verilebilmesi için iki tane çok zor şartın yerine gelmiş olması gere­kir:

 

[1] İki tane “geçerli” şahidin olayı görmesi; günah işlenmeden önce günahkarı açık bir dille, “sakın yapma; çünkü yaparsan filanca cezayı hak edersin” şeklinde uyarmış olması; ama günahkarın bunu duyup “olsun; ona rağmen yapacağım” diyerek günahı işle­mesi [şahitlerin günahkarın bu sözlerini de duymuş olmaları gerekir. Aksi takdirde yaptıkları uyarıyı duy­mamış olabilirler].

 

[2] Söz konusu şahitlerin sözleri­nin, yargıçlar tarafından enine boyuna yapılan sorgu­da en ince detaya kadar birbirine uyuşması ve elbette olayın ne zaman, nerede, hangi şartlar altında olduğu­na dair tüm ayrıntıların doğru olması.

 

Olayın anlatımı içinde ya da iki ifade arasındaki en ufak bir uyuşmaz­lık, son derece basit bir ayrıntı konusunda olsa bile, hatta Bet-Din, bahsi geçen günahın gerçekten işlenmiş olduğuna hiçbir şüpheye yer olmadan kanaat getirse bile, sanık idam cezasına çarptırılamaz.

 

Bu iki şart, biraz düşünüldüğünde, idam uygulama­sını neredeyse olanaksız kılmaktadır. Zira aklı başında bir insan, ne kadar kötü, kızgın, ya da şehvet düşkünü olursa olsun, kendisine yapılan açık uyarı karşısında “yine de yapacağım” diye bile bile kendisini tehlikeye atmaz.

 

Dahası şahitler başlı başına “uygun ve geçerli” kişiler olmalıdırlar. Bu tip davalara bakan mahkeme, en üst düzey otoritelerden müteşekkildir ve diğer davalara göre farklı yöntemlerle çalışır (bkz. Mısır’dan Çıkış 23:2 açk.). Ayrıca idam istemli davalarda çevresel deliller ya da çok güçlü olasılıklar yeterli değildir (bkz. Mısır’dan Çıkış 23:7 açk.).

 

Yukarıda belirtilen şartlar nedeniyle, putperestlik veya cinsel ahlaksızlık günahlarını işlemiş olan kişiler bile, yeterli koşullar yerine gelmediği için ceza görmü­yordu. Zira Bet-Din, günahın işlendiğine kani olsa bile, bu durumda infaz yetkisine sahip değildi. Bu durum­larda, sanık tamamen serbest kalırdı.

 

Bu konuda, cinayet günahı ise farklı bir konumda­dır. Bet-Din, cinayetin işlendiğine kani olmuşsa ama, infaz için yeterli şartlar yerine gelmemişse, katil ser­best kalmaz, hapsedilirdi. Bir süre sadece kuru ekmek ve su verilirdi. Midesi büzüldükten sonra, büyük mik­tarlarda arpalı yiyecek verilir, büzülmüş olan midesi bu kadar yemeği kaldıramadığı için ölürdü.

 

Rambam bu konuda şöyle yazmaktadır:

 

“Dünyanın düzenini bozma açısından hiçbir günah cinayet kadar ciddi değildir. Bu açıdan, putperestlik bile, ve elbette cinsel ahlaksızlık ya da Şabat ihlali de, kan dökmek gibi değildir. Zira bunlar, insanın Tanrı’ya karşı yükümlülüğüne bağlıdır. Cinayet ise insanlar arasın­daki düzeni temelden yıkma etkisine sahiptir. Dolayısıyla elinde bu günah olan kişi, tam bir Raşa’dır ve tüm hayatı boyunca yapmış olduğu mitsvalar bile, bu günahın yükünü gideremez, onu Tanrı’nın yargı­sından kurtaramaz” (Yad – Rotseah 4:9).

 

İdam cezasının “uygulanabilirliğinin” kısıtlı olması, onun “caydırıcılığı” konusunda herhangi bir eksilme­ye neden olmamıştır. Tarihte idam konulu davalar görüldüğü sırada, halk içinde büyük bir gürültü kopar­tılır, belirli bazı günahların gerçekten de insanın ida­mına yol açabileceğini herkesin iyice bellemesi sağla­nırdı. Bu şekilde söz konusu günahların halk içinde yayılması önlenmeye çalışılırdı.

 

Elbette tüm bunlar, sadece Sanedrin’in yetkisinin halk içinde kayıtsız şart­sız tanındığı dönemler için geçerliydi. Ama bunun ikinci planda bırakıldığı dönemlerde Bene-Yisrael içinde putperestlik, cinsel ahlaksızlık ve cinayet yayıl­mış, ilk Bet-Amikdaş bu nedenle yıkılmıştır.

 

Önce de belirtildiği üzere, idam cezasının uygulana­maması, günahın ciddiyetinde en ufak bir azalma anlamına gelmez. İdam cezası, uygulandığı zaman, günahı silerdi. Günümüzde ise, bu cezayı hak eden bir kişinin cezası Tanrı’nın inisiyatifindedir. Bu durumda, söz konusu günahların etkisini silebilecek tek şey, samimi ve kesin bir Teşuva’dır. Ve Merhametli Tanrı, en ağır günah söz konusu olsa bile, gönülden yapılan bir Teşuva’yı geri çevirmeyecektir.

 

Tanrı, Maşiah’ın gelişini ve Bet-Amikdaş’ın inşasını yakınlaştırsın. O zaman barış tüm dünyaya hakim ola­cak, Tanrı bilgisi dünyayı suların denizi kapladığı gibi kaplayacak, günah, ve onunla birlikte cezalar da orta­dan kalkacaktır. Hızla ve günümüzde olsun; Amen.

 

 

Kaynak: Tora ve Aftara 3. Kitap – Vayikra, Moşe Farsi

 

 

 

Tanrınız Aşem’in ardından yürüyün ve [yalnız] O’ndan çekinin, O’nun emirlerini gözetin ve O’nun Sözü’nü dinleyin, O’na ibadet edin ve O’na yapışın. (Yasa’nın Tekrarı 13:5)

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

2 Yorumlar

  1. Petrus Mesihçi says:

    Sözüm ona Kutsal Tora hakkında site açmışsınız.Ama hep İSEVİLİK karşıtı ve düşmanlığı tetikleyen yazılar!!!İSA MESİH Eski Ahitte peygamberlerin bahsettiği MESİHTİR!!!!!!Kehanetleri hepsi ONDA gerçekleşmiştir.Unutma ki ilk İsevilerinde birçoğu Musevi kökenliydi.Paganlar hariç!!!!!!

  2. Mehmet Arslan says:

    Hep aynı yalanı tekrarlayıp durmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz? Mesih döneminde gerçekleşecek olan olaylar Tanah’ta açıkça, kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tarif edilmiştir. Bu olayların hiçbiri İsa döneminde gerçekleşmemiştir. Bu nedenle de “Birincisinde olmadı ama ikincisinde kesin olacak” diye “İkinci Geliş” doktrinini uydurdunuz. Hala “kehanetler onda gerçekleşmiştir” diye palavra atıyorsunuz. Kanıtlarla konuşun. Tanah’tan ayetleri kanıt olarak gösterin. Boş konuşmayın. Putperest, pagan inançlarınız ile insanları aldatmaya çalışmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir