Tora Bilgisi

Yeşaya 9:5 (Hristiyan İncili’nde 9:6) İsa hakkında mı?

Hristiyanlar, Yahudi Kutsal Kitabı’ndan sık sık alıntı yaparak İsa’nın sözde mesihliğini kanıtlamaya çalışırlar. Ancak yaptıkları alıntılarda, ayeti değiştirir, çarpıtır ya da ona bağlamından farklı bir anlam yüklerler. Bunlardan bir tanesi de Yeşaya 9:5-6 ayetleridir.

 

Hristiyan çeviri şöyledir:

 

Çünkü bize bir çocuk doğacak, bize bir oğul verilecek. Yönetim onun omuzlarında olacak. Onun adı Harika Öğütçü, Güçlü Tanrı, Ebedi Baba, Esenlik Önderi olacak. Davut’un tahtı ve ülkesi üzerinde egemenlik sürecek. Egemenliğinin ve esenliğinin büyümesi son bulmayacak. Egemenliğini adaletle, doğrulukla kuracak Ve sonsuza dek sürdürecek. Her Şeye Egemen RAB’bin gayreti bunu sağlayacak. (Yeşaya 9:5-6)

 

Söz konusu çeviride bir çok kasıtlı yanlış çeviri bulunmaktadır. Şimdi ayetlerin orijinal metnini ve transliterasyonunu ve ayetteki aynı kelimelerin farklı ayetlerde aynı çeviri tarafından nasıl tercüme edildiklerini inceleyelim;

 

Yeşaya 9:5

 

כִּי־יֶ֣לֶד יֻלַּד־לָ֗נוּ בֵּן נִתַּן־לָ֔נוּ וַתְּהִ֥י הַמִּשְׂרָ֖ה עַל־שִׁכְמ֑וֹ וַיִּקְרָ֨א שְׁמ֜וֹ פֶּ֠לֶא יוֹעֵץ֙ אֵ֣ל גִּבּ֔וֹר אֲבִי־עַ֖ד שַׂר־שָׁלֽוֹם

 

kî yeled yullad lānû bēn nittan lānû wattĕhî hammiśrâ ʿal-šikmô wayyiqrāʾ šĕmô peleʾ yôʿēṣ ʾēl gibbôr ʾăbî-ʿad śar-šālôm

 

Orijinal metinde geçmiş zaman kipinde olan kelimeler Hristiyan çeviri tarafından gelecek zaman olarak çevrilmiştir.

 

יֻלַּד – yullad

 

Hristiyan çeviride ‘doğacak’ olarak çevrilen ‘yullad’ kelimesinin doğru çevirisi ‘doğdu’ şeklindedir.

 

אַזְכִּ֤יר׀ רַ֥הַב וּבָבֶ֗ל לְֽיֹ֫דְעָ֥י הִנֵּ֤ה פְלֶ֣שֶׁת וְצֹ֣ור עִם־כּ֑וּשׁ זֶ֝֗ה יֻלַּד־שָֽׁם

 

ʾazkîr rahab ûbābel lĕyōdĕʿāy hinnē pĕlešet wĕṣōwr ʿim-kûš ze yullad šām

 

Beni tanıyanlar arasında Rahav ve Babil’i anacağım, Filist’i, Sur’u, Kûş’u da; ‘Bu da Siyon’da doğdu’ diyeceğim.” (Mezmurlar 87:4)

 

Aynı kelime Mezmurlar 87:4’de neden ‘doğacak’ şeklinde değil de doğru olarak ‘doğdu’ şeklinde çevrilmiştir?

 

וְ֠אִישׁ כִּֽי־יִשְׁכַּ֨ב אֶת־אִשָּׁ֜ה שִׁכְבַת־זֶ֗רַע וְהִ֤וא שִׁפְחָה֙ נֶחֱרֶ֣פֶת לְאִ֔ישׁ וְהָפְדֵּה֙ לֹ֣א נִפְדָּ֔תָה אֹ֥ו חֻפְשָׁ֖ה לֹ֣א נִתַּן־לָ֑הּ בִּקֹּ֧רֶת תִּהְיֶ֛ה לֹ֥א יוּמְת֖וּ כִּי־לֹ֥א חֻפָּֽשָׁה

 

wĕʾîš kî-yiškab ʾet-ʾiššâ šikbat-zeraʿ wĕhiwʾ šipḥāh neḥĕrepet lĕʾîš wĕhopdēh lōʾ nipdātâ ʾōw ḥupšâ ʾ nittan-lāh biqqōret tihye lōʾ yûmĕtû kî-lōʾ ḥuppāšâ

 

Bir adam bir cariyeyle yatarsa, eğer kadın nişanlı, bedeli ödenmemiş ya da azat edilmemişse, ikisi de cezalandırılacak ama öldürülmeyecek. Çünkü kadın özgür değildir. (Levililer 19:20)

 

Aynı kelime Levililer 19:20’de olumsuzluk ön eki ‘lōʾ’ ile kullanılmış ve geçmiş zaman şeklinde çevrilmiştir. Aslında ‘bedeli verilmemiş’ olarak çevrilmesi gerekirken anlaşılır olsun diye ‘bedeli ödenmemiş’ olarak çevrilmiş.

 

וַיִּ֨קֶן יֹוסֵ֜ף אֶת־כָּל־אַדְמַ֤ת מִצְרַ֙יִם֙ לְפַרְעֹ֔ה כִּֽי־מָכְר֤וּ מִצְרַ֙יִם֙ אִ֣ישׁ שָׂדֵ֔הוּ כִּֽי־חָזַ֥ק עֲלֵהֶ֖ם הָרָעָ֑ב וַתְּהִ֥י הָאָ֖רֶץ לְפַרְעֹֽה

 

wayyiqen yōwsēp ʾet-kol-ʾadmat miṣrayim lĕparʿō kî-mokrû miṣrayim ʾîš śādēhû kî-ḥāzaq ʿălēhem hārāʿāb wattĕhî hāʾāreṣ lĕparʿō

 

Böylece Yusuf Mısır’daki bütün toprakları firavun için satın aldı. Mısırlılar’ın hepsi tarlalarını sattılar, çünkü kıtlık onları buna zorluyordu. Toprakların tümü firavunun oldu. (Yaratılış 47:20)

 

Aynı kelime Yaratılış 47:20’de neden ‘olacak’ şeklinde değil de doğru olarak ‘oldu’ şeklinde çevrilmiştir?

 

וַתֵּ֧לֶד הָגָ֛ר לְאַבְרָ֖ם בֵּ֑ן וַיִּקְרָ֨א אַבְרָ֧ם שֶׁם־בְּנֹ֛ו אֲשֶׁר־יָלְדָ֥ה הָגָ֖ר יִשְׁמָעֵֽאל

 

wattēled hāgār lĕʾabrām bēn wayyiqrāʾ ʾabrām šem-bĕnōw ʾăšer-yoldâ hāgār yišmāʿēʾl

 

Hacer Avram’a bir erkek çocuk doğurdu. Avram çocuğun adını İsmail koydu. (Yaratılış 16:15)

 

Aynı kelime Yaratılış 16:15’de neden ‘[adı] olacak’ şeklinde değil de doğru olarak ‘[adını] koydu’ şeklinde çevrilmiştir?

 

Çünkü bu ayetlerde kasıtlı olarak yanlış çevirmenin kendilerine bir faydası olmayacaktır.

 

Ayrıca eski Hristiyan çevirisi şu şekildedir:

 

Çünkü bize bir çocuk doğdu, bize bir oğul verildi; ve reislik onun omuzu üzerinde olacak, ve onun adı: Acip Öğütçü, Kadir Allah, Ebediyet Babası, Selâmet Reisi çağırılacaktır.

 

Eski çeviride ‘doğdu’ ve ‘verildi’ olarak çevrilen kelimeler yeni çeviride neden ‘doğacak’ ve ‘verilecek’ şeklinde çevrilmiştir?

 

Doğru çeviri şöyle olmalıdır;

 

Çünkü bize bir çocuk doğdu, bize bir oğul verildi. Otorite omuzlarında oldu. Onun adını – peleʾ yôʿē ʾēl gibbôr ʾăbîʿad śar-šālôm – çağırdı.

 

Ayet, Mesih ile ilgili bir peygamberlik değildir. Yeşaya kendi döneminde gerçekleşen bir olayı anlatmaktadır. Bundan dolayı geçmiş zaman kipi kullanılmaktadır.

 

Bu ayet kimden söz ediyor?

 

Bu ayet, Kral Hizkiya hakkındadır. İsmi – peleʾ yôʿēṣ ʾēl gibbôr ʾăbî-ʿad śar-šālôm – olarak çağrılan kişi Kral Hizkiya’dır.

 

Yeşaya peygamberin kitabında buna benzer isimler görmekteyiz;

 

וָאֶקְרַב֙ אֶל־הַנְּבִיאָ֔ה וַתַּ֖הַר וַתֵּ֣לֶד בֵּ֑ן וַיֹּ֤אמֶר יְהוָה֙ אֵלַ֔י קְרָ֣א שְׁמֹ֔ו מַהֵ֥ר שָׁלָ֖ל חָ֥שׁ בַּֽז

 

wāʾeqrab ʾel-hannĕbîʾâ wattahar wattēled bēn wayyōʾmer adonay ʾēlay qĕrāʾ šĕmōw mahēr šālāl āš baz

 

Peygamber olan karım bundan bir süre sonra gebe kaldı ve bir erkek çocuk doğurdu. RAB bana, “Adını ‘Maher-Şalal-Haş-Baz’ koy” dedi. (Yeşaya 8:3)

 

Tanrı, Yeşaya’ya oğlunun ismini ‘Maher-Şalal-Haş-Baz’ koymasını istemiştir. Peki neden böyle bir isim vermesini istemiştir?

 

Yeşaya şöyle demektedir;

 

Ben ve RAB’bin bana verdiği çocuklar, Siyon Dağı’nda oturan Her Şeye Egemen RAB’bin İsrail’deki belirtileri ve işaretleriyiz. (Yeşaya 8:18)

 

Tanrı’nın koyduğu veya koymasını istediği bu isimler birer belirti ve işarettir. Örneğin ‘Maher-Şalal-Haş-Baz’ ismi ‘serveti hızlandır, ganimeti hızlandır’ anlamına gelir. Ne için bir belirti ve işaret olduğu bir sonraki ayette açıklanmaktadır;

 

Çocuk daha ‘Anne, baba’ demesini öğrenmeden, Şam’ın serveti ve Samiriye’nin ganimeti Asur Kralı’na götürülecek. (Yeşaya 8:4)

 

Bu nedenle, Kral Hizkiya’ya verilen – peleʾ yôʿē ʾēl gibbôr ʾăbîʿad śar-šālôm – ismi de aynı şekilde Hizkiya döneminde gerçekleşecek olaylar için İsrail’e bir belirti ve işarettir.

 

Şimdi hep beraber söz konusu ayetleri bağlamı içerisinde inceleyelim;

 

Karanlıkta yürümüş olan halk büyük bir ışık gördü, ölüm gölgesi diyarında (bĕʾere almāwet) yaşayanların üzerine bir ışık parladı. (Yeşaya 9:1)

 

Ayet bize ölüm gölgesi diyarında yaşayan İsrail halkının büyük bir ışık gördüğünü, üzerlerine bir ışık parladığını söylemektedir.

 

Ölüm gölgesi diyarı ifadesi ne anlama gelmektedir?

 

Mısır’dan bizi çıkaran, çölde, çukurlarla dolu çorak toprakta, koyu karanlıkta kalan kurak toprakta (bĕʾere iyyâ wĕalmāwet), kimsenin geçmediği, kimsenin yaşamadığı toprakta bize yol gösteren RAB nerede?’ diye sormadılar. (Yeremya 2:8)

 

Yahudi Kutsal Kitabı, İsrail halkının esaret, baskı, zulüm ve korku altında yaşadığı Mısır’ı da ere almāwet olarak tanımlamaktadır.

 

Hizkiya’nın krallığının on dördüncü yılında Asur Kralı Sanherib, Yahuda’nın surlu kentlerine saldırıp hepsini ele geçirdi. (2. Krallar 18:13 – Yeşaya 36:1)

 

Yahuda Krallığı, Asur Kralı Sanherib’in saldırısına uğramış, kentleri ele geçirilmişti. Halk, aynı Mısır’daki gibi esaret, baskı, zulüm ve korku altına girdi. Bundan dolayı Yeşaya, ’karanlıkta yürümüş olan ve ölüm gölgesi diyarında (bĕʾere almāwet) yaşayanlar’ ifadesini kullanmaktadır.

 

Yeşaya, Hizkiya’dan ‘büyük bir ışık’ olarak söz etmektedir. Işık ifadesi Kral Hizkiya’ya özgü değildir. Kral Süleyman için de kullanılmaktadır:

 

Buna karşın Tanrısı RAB, Davut’un hatırına Yeruşalim’i güçlendirmek için kendisinden sonra oğlunu kral atayarak ona Yeruşalim’de bir ışık verdi. (1. Krallar 15:4)

 

İsrail halkını yöneten krallar, ışık olarak adlandırılmaktadır. Hizkiya de İsrail halkı için ‘büyük bir ışık’tı. Peki neden büyük? Yahudi Kutsal Kitabı açıklıyor;

 

Hizkiya İsrail’in Tanrısı RAB’be güvendi. Kendisinden önceki ve sonraki Yahuda kralları arasında onun gibisi yoktu. RAB’be çok bağlıydı, O’nun yolundan ayrılmadı, RAB’bin Musa’ya vermiş olduğu buyrukları yerine getirdi. RAB onunla birlikteydi. Yaptığı her işte başarılı oldu. Asur Kralı’na karşı ayaklandı ve ona kulluk etmedi. (1. Krallar 18:5-7)

 

Yeşaya 9:1’de söylenmek istenen şudur:

 

Asur Kralı Sanherib’in esareti, baskısı, zulmü ve korkusu altında yaşayan İsrail halkı Tanrı’ya bağlı, yaptığı her işte başarılı, öncesinde ve sonrasında kendisi gibi olmayan büyük bir kral gördü.

 

Ulusu çoğalttın, sevincini büyüttün. Hasat sevinci gibi, ganimet bölüştüklerindeki sevinme gibi, sevindiler senin önünde. Çünkü onlara yük olan boyunduruğu, omuzlarını döven değneği, onlara eziyet edenlerin sopasını paramparça ettin; tıpkı Midyanlılar’ı yenilgiye uğrattığın günkü gibi.  (Yeşaya 9:2-3)

 

Yeşaya, bir sonraki bölümde aynı ifadeleri ne için kullanıyor bakalım;

 

Bu nedenle Rab, Aşem Tsevaot şöyle diyor: “Ey sen, Siyon’da yaşayan halkım, Asurlular, Mısırlılar’ın yaptığı gibi sana değnekle vurduklarında, sopalarını sana karşı kaldırdıklarında korkma. Çünkü çok yakında gazabım sona erecek, öfkem Asurlular’ın yıkımını sağlayacak. Ben, Aşem Tsevaot, Midyanlılar’ı Orev Kayası’nda alt ettiğim gibi, onları da kırbaçla alt edeceğim. Değneğimi Mısır’a karşı nasıl denizin üzerine uzattımsa, Şimdi yine öyle yapacağım. O gün Asur’un yükü sırtınızdan, boyunduruğu boynunuzdan kalkacak; semirdiğiniz için boyunduruk kırılacak.” (Yeşaya 10:24)

 

Aynı olaydan söz etmektedir. Bir önceki ayetteki Mısır benzetmesi burada da kullanılmaktadır.

 

Peki bu ne zaman oldu?

 

Hatırlayalım;

Hizkiya’nın krallığının on dördüncü yılında Asur Kralı Sanherib, Yahuda’nın surlu kentlerine saldırıp hepsini ele geçirdi. (2. Krallar 18:13 – Yeşaya 36:1)

 

Kral Hizkiya bu durum karşısında Tanrı’ya dua eder;

 

Hizkiya mektubu ulakların elinden alıp okuduktan sonra RAB’bin Tapınağı’na çıktı. RAB’bin önünde mektubu yere yayarak şöyle dua etti: “Ey Keruvlar arasında taht kuran İsrail’in Tanrısı RAB, bütün dünya krallıklarının tek Tanrısı sensin. Yeri, göğü sen yarattın. Ya RAB, kulak ver de işit, gözlerini aç da gör, ya RAB; Sanherib’in söylediklerini, yaşayan Tanrı’yı nasıl aşağıladığını duy. Ya RAB, gerçek şu ki, Asur kralları birçok ulusu ve ülkelerini viraneye çevirdiler. İlahlarını yakıp yok ettiler. Çünkü onlar tanrı değil, insan eliyle biçimlendirilmiş tahta ve taşlardı. Ya RAB Tanrımız, şimdi bizi Sanherib’in elinden kurtar ki, bütün dünya krallıkları senin tek Tanrı olduğunu anlasın.” (2. Krallar 19:14-19)

 

Hizkiya mektubu ulakların elinden alıp okuduktan sonra RAB’bin Tapınağı’na çıktı. RAB’bin önünde mektubu yere yayarak şöyle dua etti: “Ey Keruvlar arasında taht kuran İsrail’in Tanrısı, Aşem Tsevaot, bütün dünya krallıklarının tek Tanrısı sensin. Yeri, göğü sen yarattın. Ya RAB, kulak ver de işit, gözlerini aç da gör, ya RAB; Sanherib’in söylediklerini, yaşayan Tanrı’yı nasıl aşağıladığını duy. Ya RAB, gerçek şu ki, Asur kralları bütün ulusları ve ülkelerini viraneye çevirdiler. İlahlarını yakıp yok ettiler. Çünkü onlar tanrı değil, insan eliyle biçimlendirilmiş tahta ve taşlardı. Ya RAB Tanrımız, şimdi bizi Sanherib’in elinden kurtar ki, bütün dünya krallıkları senin tek RAB olduğunu anlasın.” (Yeşaya 37:14-20)

 

Hizkiya’nın duası üzerine Tanrı ne yapıyor peki?

 

Bundan dolayı RAB Asur Kralı’na ilişkin şöyle diyor: ‘Bu kente girmeyecek, ok atmayacak. Kente kalkanla yaklaşmayacak, Karşısında rampa kurmayacak. Geldiği yoldan dönecek ve kente girmeyecek’ diyor RAB, ‘Kendim için ve kulum Davut’un hatırı için Bu kenti savunup kurtaracağım’ diyor.RAB’bin meleği gidip Asur ordugahında yüz seksen beş bin kişiyi öldürdü. Ertesi sabah uyananlar salt cesetlerle karşılaştılar. Bunun üzerine Asur Kralı Sanherib ordugahını bırakıp çekildi. Ninova’ya döndü ve orada kaldı. Bir gün ilahı Nisrok’un tapınağında tapınırken, oğullarından Adrammelek’le Şareser, onu kılıçla öldürüp Ararat ülkesine kaçtılar. Yerine oğlu Esarhaddon kral oldu. (Yeşaya 37:33-38)

 

Hizkiya’nın duası üzerine Tanrı, mucizevi bir olay gerçekleştirerek bir gecede Asur ordusunun 185.000 askerini öldürüyor. Bunun üzerine Sanherib de çekiliyor ve Asur esareti, baskısı, zulmü ve korkusu sona eriyor. Yeşaya 9:2-4’te sözü edilen budur.

 

Çünkü bize bir çocuk doğdu, bize bir oğul verildi. Otorite omuzlarında oldu. Onun adını – peleʾ yôʿē ʾēl gibbôr ʾăbîʿad śar-šālôm – çağırdı. O’nu Davut’un tahtı ve ülkesi üzerinde, şimdiden ebediyete kadar kurmak ve adalet ve doğrulukla desteklemek için, otoritesi ve barışın artması son olmayacak. Aşem Tsevaot’un gayreti bunu sağlayacak. (Yeşaya 9:5-6)

 

‘Çünkü bize bir çocuk doğdu, bize bir oğul verildi.’ Yeşaya, Kral Ahaz’ın oğlu olan Hizkiya’dan söz etmektedir. Ayrıca Tanrı, Kral Davut ve Süleyman için de ‘oğul’ kelimesini kullanmaktadır;

 

RAB’bin bildirisini ilan edeceğim: Bana, “Sen benim oğlumsun” dedi, “Bugün ben sana baba oldum. (Mezmurlar 2:7)

 

RAB bana şöyle dedi: ‘Tapınağımı ve avlularımı yapacak olan oğlun Süleyman’dır. Onu kendime oğul seçtim. Ben de ona baba olacağım. (1. Tarihler 28:6)

 

Otorite omuzlarında oldu.’ Kral Ahaz’dan sonra Yahuda krallığının yönetimi, otoritesi oğlu Hizkiya’nın omzunda oldu;

 

Ahaz ölüp atalarına kavuşunca, Davut Kenti’nde atalarının yanına gömüldü. Yerine oğlu Hizkiya kral oldu. (2. Krallar 16:20)

 

Onun adını – peleʾ yôʿē ʾēl gibbôr ʾăbîʿad śar-šālôm – çağırdı.’ Kral Hizkiya’ya verilen – peleʾ yôʿē ʾēl gibbôr ʾăbîʿad śar-šālôm – ismi, Hizkiya döneminde gerçekleşecek olaylar için İsrail’e bir belirti ve işarettir.

 

peleʾ yôʿē

 

peleʾ

 

Bu kelime, mucizeler için kullanılan harika anlamında kullanılır. Örneğin;

 

RAB’bin işlerini anacağım, evet, geçmişteki harikalarını anacağım. (Mezmurlar 77:11)

 

Hatırlayalım; Hizkiya’nın duası üzerine Tanrı, mucizevi bir olay gerçekleştirerek bir gecede Asur ordusunun 185.000 askerini öldürmüştü. peleʾ ismi bu harikaya atıf yapmaktadır.

 

yôʿē

 

Bu kelime ‘yaats’ fiil kökünden gelir. ‘yaats’ fiilini yapan kişiye de yôʿēdenir. ‘yaats’ kelimesi, ‘öğüt vermek’ anlamına geldiği gibi ‘önceden tasarlamak’ anlamına da gelir. Hristiyan çeviri, yôʿēkelimesini ‘öğütleyen, öğütçü olarak çevirir. Oysa burada kullanılan anlamı, ‘tasarlayan, tasarlayıcı’dır.

 

Aşem Tsevaot ant içerek şöyle dedi: “Düşündüğüm gibi olacak, tasarladığım (yaats) gibi gerçekleşecek. Asurlular’ı kendi ülkemde ezecek, dağlarımda çiğneyeceğim. Halkım Asur’un boyunduruğundan, omuzlarındaki yükten kurtulacak. (Yeşaya 14:24-25)

 

peleʾ yôʿē ‘Harikalar Tasarlayan’ anlamına gelir. Tanrı, Hizkiya döneminde Asurluları mucizevi bir şekilde yeneceğini önceden tasarladığını Hizkiya’ya verilen peleʾ yôʿēismi aracılığıyla bir işaret olarak vermiştir.

 

ʾēl gibbôr

 

ʾēl gibbôr ‘Güçlü Tanrı’ anlamına gelir. Tanrı, Hizkiya döneminde Asurluları yeneceğini, halkını esaretten, baskıdan kurtaracağını, güçlü olanın Sanherib ve Asurlular değil kendisi olduğunu göstereceğini, Hizkiya’ya verilen ʾēl gibbôr ismi aracılığıyla bir işaret olarak vermiştir.

 

Ayrıca Hizkiya ismi de ‘Tanrı’nın güçlendirdiği, Tanrı benim gücümdür’ anlamlarına gelir.

 

Hizkiya’ya ʾēl gibbôr isminin verilmesi Hizkiya’nın Tanrı olduğu anlamına mı gelir?

Elbette hayır. Yahudi Kutsal Kitabı’nda tanrının bir çok ismi vardır;

 

Aşem

Elohim

Adonay

El Şaday

El Elyon

El Gibor

Aşem Tsevaot

Aşem Sidkenu

Aşem Nissi

Aşem Yire

 

(Aşem, Tanrı’nın dört harfli en kutsal ismidir. Tanrı’nın en kutsal ismini dualarda dahi söylemeyiz. O isim yerine isim anlamına gelen Aşem kelimesini kullanırız.)

 

Yahudi Kutsal Kitabı’nda;

 

Musa Elohim olarak adlandırılmaktadır;

 

וַיֹּ֤אמֶר יְהוָה֙ אֶל־מֹשֶׁ֔ה רְאֵ֛ה נְתַתִּ֥יךָ אֱלֹהִ֖ים לְפַרְעֹ֑ה וְאַהֲרֹ֥ן אָחִ֖יךָ יִהְיֶ֥ה נְבִיאֶֽךָ

 

wayyōʾmer adonay ʾel-mōše rĕʾē nĕtattîkā ʾĕlōhîm lĕparʿō wĕʾahărōn ʾāḥîkā yihye nĕbîʾekā

 

RAB, “Bak, seni firavuna karşı Tanrı yaptım” dedi, “Ağabeyin Harun senin peygamberin olacak. (Mısır’dan Çıkış 7:1)

 

Yargıçlar Elohim olarak adlandırılmaktadır;

 

עַֽל־כָּל־דְּבַר־פֶּ֡שַׁע עַל־שֹׁ֡ור עַל־חֲ֠מֹור עַל־שֶׂ֨ה עַל־שַׂלְמָ֜ה עַל־כָּל־אֲבֵדָ֗ה אֲשֶׁ֤ר יֹאמַר֙ כִּי־ה֣וּא זֶ֔ה עַ֚ד הָֽאֱלֹהִ֔ים יָבֹ֖א דְּבַר־שְׁנֵיהֶ֑ם אֲשֶׁ֤ר יַרְשִׁיעֻן֙ אֱלֹהִ֔ים יְשַׁלֵּ֥ם שְׁנַ֖יִם לְרֵעֵֽהוּ׃

 

ʿal-kol-dĕbar-pešaʿ ʿal-šōwr ʿal-ḥămōwr ʿal-śe ʿal-śalmâ ʿal-kol-ʾăbēdâ ʾăšer yōʾmar kî-hûʾ ze ʿad hāʾĕlōhîm yābōʾ dĕbar-šĕnêhem ʾăšer yaršîʿun ʾĕlōhîm yĕšallēm šĕnayim lĕrēʿēhû

 

Ama hırsız yakalanmazsa, komşusunun eşyasına el uzatıp uzatmadığının anlaşılması için ev sahibi yargıç huzuruna çıkmalıdır. (Mısır’dan Çıkış 22:8)

 

Musa ve yargıçların Elohim yani Tanrı olarak adlandırılması onların Tanrı olduğu anlamına mı gelmektedir? Hayır.

 

Yahudi Kutsal Kitabı’nda, Tanrı tarafından gönderilen, Tanrı’nın işini yapan, Tanrı’yı temsil eden kişiler Tanrı olarak isimlendirilmektedir. Musa, Tanrı adına konuştuğu için ve yargıçlar Tanrı adına yargılama yaptıkları için Elohim yani Tanrı olarak isimlendirilmektedir.

 

Benim RAB olduğumu şundan anla, diyor RAB. İşte, elimdeki değneği ırmağın sularına vuracağım, sular kana dönecek. (Mısırdan Çıkış 7:17)

 

Tanrı, ayette – elimdeki değneği ırmağın sularına vuracağım – demektedir.

 

Musa’yla Harun RAB’bin buyurduğu gibi yaptılar. Harun firavunla görevlilerinin gözü önünde değneğini kaldırıp ırmağın sularına vurdu. Bütün sular kana dönüştü. (Mısırdan Çıkış 7:20)

 

Yalnızca üç ayet sonra Harun’un  elindeki değneği ile ırmağın sularına vurduğu söylenmektedir.

 

Bu durum karşısında,  Harun beden almış Tanrı’dır diyebilir miyiz? Elbette hayır.

 

Dağ’a Tanrı’nın ismi verilmiştir;

 

וַיִּקְרָ֧א אַבְרָהָ֛ם שֵֽׁם־הַמָּקֹ֥ום הַה֖וּא יְהוָ֣ה׀ יִרְאֶ֑ה אֲשֶׁר֙ יֵאָמֵ֣ר הַיֹּ֔ום בְּהַ֥ר יְהוָ֖ה יֵרָאֶֽה

 

wayyiqrāʾ ʾabrāhām šēm-hammāqōwm hahûʾ adonay yirʾe ʾăšer yēʾāmēr hayyōwm bĕhar adonay yērāʾe

 

Oraya “Aşem Yire” adını verdi. “RAB’bin dağında sağlanacaktır” sözü bu yüzden bugün de söyleniyor. (Yaratılış 22:14)

 

Sunak’a Tanrı’nın ismi verilmiştir;

 

וַיִּ֥בֶן מֹשֶׁ֖ה מִזְבֵּ֑חַ וַיִּקְרָ֥א שְׁמֹ֖ו יְהוָ֥ה נִסִּֽי

 

wayyiben mōše mizbēaḥ wayyiqrāʾ šĕmōw adonay nissî

 

Musa bir sunak yaptı, adını “Aşem Nissi” koydu. (Mısır’dan Çıkış 17:15)

 

Yeruşalayim’e Tanrı’nın ismi verilmiştir;

 

בַּיָּמִ֤ים הָהֵם֙ תִּוָּשַׁ֣ע יְהוּדָ֔ה וִירוּשָׁלִַ֖ם תִּשְׁכֹּ֣ון לָבֶ֑טַח וְזֶ֥ה אֲשֶׁר־יִקְרָא־לָ֖הּ יְהוָ֥ה צִדְקֵֽנוּ

 

bayyāmîm hāhēm tiwwāšaʿ yĕhûdâ wîrûšālaim tiškōwn lābeṭaḥ wĕze ʾăšer-yiqrāʾ-lāh adonay idqēnû

 

O günlerde Yahuda kurtulacak, Yeruşalim güvenlik içinde yaşayacak. O, “Aşem Sidkenu” adıyla anılacak. (Yeremya 33:16)

 

Dağa, sunağa, Yeruşalim’e Tanrı’nın isimlerinin verilmesi onların Tanrı olduğu anlamına gelmez. Tanrı’nın isimlerinin verilmesinin amacı verilen kişiyi ya da nesneyi yüceltmek değil Tanrı’yı yüceltmektir.

 

Bu nedenle, Hizkiya’ya Tanrı’nın ismi olan –ʾēl gibbôr – isminin verilmesi Hizkiya’yı Tanrı yapmaz. Tanrı, Hizkiya döneminde gerçekleşecek olaylarla ilgili İsrail’e bir belirti ve işaret olması için, kendi isminin yüceltilmesi için Hizkiya’ya o isim verilmiştir.

 

ʾăbîʿad ‘Ebedi Baba’ anlamına gelir. Bu isim, Tanrı’nın Davut ile yaptığı antlaşmanın sonsuza dek geçerli olduğunu hatırlatmak için Hizkiya’ya verilen ʾăbîʿad ismi aracılığıyla bir işaret olarak vermiştir.

 

‘Babam sensin’ diye seslenecek bana, ‘Tanrım, kurtuluşumun kayası.’ Ben de onu ilk oğlum, Dünyadaki kralların en yücesi kılacağım. Sonsuza dek ona sevgi göstereceğim, Onunla yaptığım antlaşma hiç bozulmayacak. Soyunu sonsuza dek, tahtını gökler durduğu sürece sürdüreceğim. “Çocukları yasamdan ayrılır, ilkelerime göre yaşamazsa; kurallarımı bozar, buyruklarıma uymazsa, isyanlarını sopayla, suçlarını dayakla cezalandıracağım. Ama onu sevmekten vazgeçmeyecek, sadakatime sırt çevirmeyeceğim. Antlaşmamı bozmayacak, ağzımdan çıkan sözü değiştirmeyeceğim. Bir kez kutsallığım üstüne ant içtim, Davut’a yalan söylemeyeceğim. Onun soyu sonsuza dek sürecek, tahtı karşımda güneş gibi duracak. (Mezmurlar 89:26-36)

 

Tanrı ile İsrail halkını yöneten krallar arasında bir baba-oğul ilişkisi bulunur. İsrail halkını yöneten krallar Tanrı’nın oğlu, Tanrı da onların babasıdır.

 

Git, Hizkiya’ya şunu söyle: ‘Baban Davut’un Tanrısı RAB diyor ki: Duanı işittim, gözyaşlarını gördüm. Bak, ömrünü on beş yıl daha uzatacağım. (Yeşaya 38:5)

 

Hizkiya’ya verilen ʾăbîʿad ismi, Tanrı’nın babası Davut ile yaptığı antlaşmayı unutmadığını ve bu nedenle onları Asurluların elinden kurtaracağını bildiren bir işaret olarak verilmiştir.

 

śar-šālôm ‘Barış Hükümdarı’ anlamına gelir. Tanrı, Hizkiya döneminde halkı Asurluların elinden kurtarıp barışı sağlayacağı için Hizkiya’ya verilen śar-šālôm ismi aracılığıyla bir işaret olarak vermiştir;

 

Hizkiya, “RAB’den ilettiğin bu söz iyi” dedi. Çünkü, “Nasıl olsa yaşadığım sürece barış ve güvenlik olacak” diye düşünüyordu. (Yeşaya 39:8)

 

Devam edelim;

 

O’nu Davut’un tahtı ve ülkesi üzerinde, şimdiden ebediyete kadar kurmak ve adalet ve doğrulukla desteklemek için, otoritesi ve barışın artması son olmayacak. Aşem Tsevaot’un gayreti bunu sağlayacak. (Yeşaya 9:6)

 

Bu ayet, Hizkiya’nın ölümsüz olacağını ve sonsuza dek kral olacağını söylemez. Bu ayet, Yahudi ulusu ve Kral Davut’un soyunun, bir tüzel kişilik olarak İsrail’in asla ortadan kaldırılamayacağını söylemektedir;

 

Soyun ve krallığın sonsuza dek önümde duracak; tahtın sonsuza dek sürecektir. (2. Samuel 7:16)

 

Ama barışsever bir oğlun olacak. Onu her yandan kuşatan düşmanlarından kurtarıp rahata kavuşturacağım. Adı Süleyman olacak. Onun döneminde İsrail’in barış ve güvenlik içinde yaşamasını sağlayacağım. Adıma bir tapınak kuracak olan odur. O bana oğul olacak, ben de ona baba olacağım. Onun krallığının tahtını İsrail’de sonsuza dek sürdüreceğim.(1. Tarihler 22:9-10)

 

‘Babam sensin’ diye seslenecek bana, ‘Tanrım, kurtuluşumun kayası.’ Ben de onu ilk oğlum, Dünyadaki kralların en yücesi kılacağım. Sonsuza dek ona sevgi göstereceğim, Onunla yaptığım antlaşma hiç bozulmayacak. Soyunu sonsuza dek, tahtını gökler durduğu sürece sürdüreceğim. “Çocukları yasamdan ayrılır, ilkelerime göre yaşamazsa; kurallarımı bozar, buyruklarıma uymazsa, isyanlarını sopayla, suçlarını dayakla cezalandıracağım. Ama onu sevmekten vazgeçmeyecek, sadakatime sırt çevirmeyeceğim. Antlaşmamı bozmayacak, ağzımdan çıkan sözü değiştirmeyeceğim. Bir kez kutsallığım üstüne ant içtim, Davut’a yalan söylemeyeceğim. Onun soyu sonsuza dek sürecek, tahtı karşımda güneş gibi duracak. (Mezmurlar 89:26-36)

 

Peki ya Septuaginta ne söylemektedir?

 

Ortodoks Hristiyanlar, ellerinde bulunan Septuaginta dedikleri Grekçe metnin orijinal olduğunu, İbranice Masoretik metnin ise İsa’nın sözde mesihliğini gizleme amacıyla değiştirilmiş bir metin olduğunu iddia etmektedirler. Bu komik iddia asılsızdır.

 

Orijinal Septuaginta, yalnızca Tora’nın (Musa’nın İlk Beş Kitabı) Grekçe çevirisidir! Dolayısıyla, misyonerlerin sürekli olarak iddia ettiği gibi, Yeşaya Kitabı, binlerce yıl önce eğitimli Yahudiler tarafından tercüme edilmiş Septuaginta’nın bir parçası değildi. Septuaginta’ya yapılmış olan ilk atıf, M.Ö. 2. Yüzyıl’daki Aristeas’ın Mektubu’nda olup, Septuaginta’nın yalnızca Yaratılış, Mısır’dan Çıkış, Levililer, Çölde Sayım ve Yasa’nın Tekrarı kitaplarının çevirisi olduğunu onaylamaktadır. Birinci yüzyıl tarihçisi ünlü Josephus Flavius, Ptolemy Philadelphus’un hükümdarlığında, yalnızca Tora’nın tercüme edildiğini belirtmektedir. Aynısı Talmud’da da belirtilmektedir.

 

Hatta, Grekçe Hristiyan İncili’nin Latince çevirisi olan Vulgata’nın başlıca çevirmeni, kilise babası, Jerome, Yahudi Kutsal Kitabı’nın bir parçası olan Tarihler Kitabı’na yazdığı önsözde, yaşadığı dönemde (M.S. 347-420), Kutsal Kitap’ın en az üç farklı Grekçe tercümesi olduğunu belirtmektedir. Bu Grekçe tercümeler içerisinde Septuaginta yoktur. Bu üç çeviri şunlardır:

 

Üçüncü yüzyıl teologu Origen çevirisi

Hesychius’un Mısır Tashihi

Lucian’ın Suriye Tashihi

 

Dolayısıyla, Yahudi Kutsal Kitabı’nın birçok Grekçe çevirisi vardı ve her biri Yahudi olmayan kişiler tarafından düzenlenmişti. Bugün elimizde bulunan tüm Septuagintalar, Hesychius ve Hristiyan teologlar Origen ve Lucian tarafından yapılan düzeltmelerden türetilmiştir. Bugün, yayınlanmakta olan Septuaginta, Kilise tarafından Hristiyan öğretileri ile uyumlu bir “Eski Antlaşma” üretmek için oluşturulmuştur. Sonuç olarak, Yahudiler ibadetlerinde veya dini çalışmalarında Septuaginta’yı asla kullanmazlar çünkü tamamen bozulmuş bir metin olduğu bilinmektedir.

 

Ortodoks Hristiyanların orijinal kabul ettikleri metinde Yeşaya 9:6 nasılmış bir bakalım;

 

ὅτι παιδίον ἐγεννήθη ἡμῖν, υἱὸς καὶ ἐδόθη ἡμῖν, οὗ ἡ ἀρχὴ ἐγενήθη ἐπὶ τοῦ ὤμου αὐτοῦ, καὶ καλεῖται τὸ ὄνομα αὐτοῦ Μεγάλης βουλῆς ἄγγελος· ἐγὼ γὰρ ἄξω εἰρήνην ἐπὶ τοὺς ἄρχοντας, εἰρήνην καὶ ὑγίειαν αὐτῷ.

 

hóti paidíon egennḗthē hēmîn, hyiòs kaì edóthē hēmîn, hoû hē archḕ egenḗthē epì toû ṓmou autoû, kaì kaleîtai tò ónoma autoû megálēs boulē̂s ángelos: egṑ gàr áxō eirḗnēn epì toùs árchontas, eirḗnēn kaì hygíeian autō̂i.

 

Çünkü bize bir çocuk doğdu ve bize bir oğul verildi, yönetim omzunda olan: ve adı büyük öğüt elçisi olarak adlandırılır: çünkü prenslere barış, ona sağlık getireceğim.

 

Ellerinde bulunan metinde – peleʾ yôʿē ʾēl gibbôr ʾăbîʿad śar-šālôm – isminden eser yoktur. Buna rağmen ʾēl gibbôr ismini Mesih’in sözde tanrı olduğuna kanıt olarak göstermeye devam etmektedirler.

 

 

Tanrınız Aşem’in ardından yürüyün ve [yalnız] O’ndan çekinin, O’nun emirlerini gözetin ve O’nun Sözü’nü dinleyin, O’na ibadet edin ve O’na yapışın. (Yasa’nın Tekrarı 13:5)

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir